SÖZCÜKLERDE ANLAM OLAYLARI

Sözcüklerde Anlam olayları
Sözcükler, zaman içerisinde çok değişik anlamlar yüklenebilir, değişik anlam ilgileriyle kullanılabilirler. Yine sözcükler, ait olduğu dilin evrimleşme sürecinde anlam bakımından genişleyebilir, daralabilir ya da yitimine uğrayabilirler. Kimi zaman da bir sözcüğün sanatlı anlatım içerisinde kullanıldığı olur. Biz, sözcüğün anlam değerlerindeki bu değişmeleri ”Sözcüklerde Anlam Olayları” başlığı altında inceleyeceğiz.

1.AD AKTARMASI
Benzetme amacı güdülmeden bir sözün başka bir söz yerine kullanılmasına ad aktarması denir. Ad aktarması edebiyatta görülen söz sanatlarından ”mecaz-ı mürsel”i (düz değişmece) karşılar.
Ad aktarması dilimizde çok değişik biçimlerde görülebilmektedir. Ad aktarmasının başlıca türlerini, anlam ilişkileri yönünden şöylece sıralayabiliriz:

Parça – Bütün İlişkisi
a) Bir nesnenin parçası söylenerek tümü anlatılmak istenir:
” Marmara’da bir yelken
Uçar gibi neşeli…”
Bu örnekte ” yelken” sözü, tümün; yani ”yelkenli gemi” nin yerini tutmaktadır.

b) Bir nesnenin tümü söylenerek parçası anlatılabilir:
” Vapur, az sonra Haliç’e yanaşacak.” cümlesinde ”Haliç” sözünde ad aktarması yapılmıştır. Haliç, büyük bir semtin adıdır. Vapur, bu semtin küçük bir parçası olan Haliç iskelesine, hatta bu iskelenin bir kısmına yanaşacaktır.

Neden – Sonuç İlişkisi:
 ”Köydeki tarlalara bereket yağmış” cümlesinde ”bereket” sözcüğü ”yağmur” yerine kullanılmıştır. Bu olayda ”yağmur” neden, ”bereket” ise sonuçtur.

Sanatçı – Yapıt İlişkisi:
  ”Bütün yaz Tolstoy’u okudum” cümlesinde anlatılmak istenen Tolstoy’un yapıtlarının okunduğudur.

İç – Dış İlişkisi:
a) Dıştaki söylenir, içteki anlatılmak istenir :
Önündeki üç tabağı da yedi.” cümlesinde ”tabak” sözü ”yemek” yerine kullanılmıştır.
b) İçteki söylenir, dıştaki anlatılmak istenir:
”İçeriye ayaklarınızı çıkarmadan girmeyin.” cümlesinde ”ayaklarınızı” sözü ”ayakkabılarınızı” yerine kullanılmıştır.

Yön-İnsan(Ülke, bölge, kıta ilişkisi:
   ”İstanbul’un fethinden sonra Doğu ve Batı, birbirlerini tanıma fırsatı bulmuştur”. cümlesinde ”Doğu” sözcüğü ile ”Asya’daki ülkeler”; ”Batı” sözcüğü ile de ”Avrupa’daki ülkeler” anlatılmak istenmiştir.

Yer – Yönetim (olay, insan) İlişkisi:
a) Yer – yönetim İlişkisi:
”Bağdat’ın bu karara tepki göstereceği sanılıyor.” cümlesinde ”Bağdat” sözü, Irak Hükümeti” yerine kullanılmıştır.

2.  DOLAYLAMA
Tek bir sözcükle anlatılabilecek bir kavramı, birden çok sözcükle anlatmaya dolaylama denir. Dolaylamalı anlatımlarda sanatlı söyleyiş belirgindir ve anlatım daha etkileyicidir.

Sözcük:   Dolaylı Anlatım:
Turizm     Bacasız sanayi
Pamuk     Beyaz altın
Kaleci      File bekçisi
Atatürk     Ulu önder
Sinema    Beyaz perde
Aslan       Ormanların kralı
Doktorlar  Beyaz Gömlekliler
Kıbrıs       Yavru vatan
Kömür      Kara elmas
Amerika    Yeni Dünya

Bacasız sanayiden elde edilen gelir küçümsenmemeli.” cümlesinde altı çizili söz ”turizm” yerine kullanılmıştır.
”Bazı uygarlıkların ortaya çıkışı, Yeni Dünya‘nın keşfiyle mümkün olabilmiştir.” cümlesinde altı çizili söz ile anlatılmak istenen ”Amerika”dır.

UYARI:
Bir anlatımın dolaylama değeri kazanabilmesi için yaygın bir söyleşe sahip olması ve bu kavramın herkesçe aynı şekilde karşılanması gereklidir.

3. DEYİM AKTARMASI:
 Anlatıma güç kazandırmak, anlatımı etkili kılmak ya da duygu ve düşünceleri kısa yoldan anlatmak için başvurulan yollardan biri de deyim aktarmasıdır.
Birbirleriyle ilgili iki sözcük arasında var olan benzerlik ilişkisine dayanarak, bu sözcüklerden birinin adını ötekine vermeye deyim aktarması denir.

Deyim aktarması şu yollardan biriyle yapılır:
a) Organ adlarının, insanla ilgili sözcüklerin doğaya aktarılması

İnsanlar çevrelerindeki varlıklara, kendi organ adlarını vermişler böylece vücutla ilgili sözcüklerin doğaya aktarılmasını sağlamışlardır.
⇒ ”Saatini masanın gözünde de bulamadı.” cümlesinde ”göz” sözcüğü aktarmalı kullanılmıştır. İnsanın görme organının adı olan ”göz” sözcüğü, masayla ilgili kullanılmış ve ”masanın çekmecesi” anlamını kazanmıştır.
⇒ ”Az önce Boğaz’dan üç gemi geçti” cümlesindeki ”Boğaz” sözcüğü ”iki kara arasındaki dar su yolu” anlamındaki ”boğaz” arasında şekilsel bir benzerlik konusudur.

Deyim aktarmalarında insana ait kimi niteliklerin doğadaki varlıklara aktarıldığı da olur. Söz gelimi, ”körlük, kellik, yorgunluk, hastalık…” gibi özellikler insana özgü bazı niteliklerdir.
”Adamın cesedini kör kuyuya atmışlar.” cümlesinde ”kör” olma özelliği doğadaki bir varlık olan ”kuyu”ya yakıştırılmıştır.
⇒ ”Bir yığın yorgun sarı yaprak, ayağımızın altındaydı.” cümlesinde doğal bir varlık olan ”yaprak”, ”yorgun” sıfatıyla nitelenmiş ve böylece bir aktarma yapılmıştır.

b) Doğayla ilgili kavramların insana aktarılması:
Deyim aktarmalarının bir türü de doğayla ilgili öğelerin insan için kullanılmasıdır. Her dilde görülen bu aktarmalar arasında hayvan adları, doğadaki nesnelerin niteliklerini yansıtan sıfatlar başta gelir.
”Onun ne domuz olduğunu ben bilirim” cümlesinde, bir hayvan adı olan ”domuz”la, ”hain, aksi, ters insan” anlatılmak istenmiş; bu yoldan bir hayvan adı insana aktarılmıştır.
”Bu oduna kaç kez insanlara nasıl davranılması gerektiğini söyledim, anlamadı.” cümlesinde doğadaki bir nesne olan ”odun” sözcüğü ile ”kaba ve anlayışsız insanlar” anlatılmak istenmiştir.
Doğadaki nesneler için kullandığımız ”sert, yumuşak, yırtık, pişkin, ağır, hafif…” gibi sözcüklerin insanlara yakıştırılmasıyla da deyim aktarması yapılabilir.
Çiğ adammış doğrusu hiç sevilmedi.”
”Çiğ” sözcüğü gerçekte ”pişmemiş ya da az pişmiş” anlamına gelir ve bazı yiyeceklerin özelliğini belirtir. Bu sözcük, verilen örnek cümlede ”yaşının gerektirdiği görgüye ve olgunluğa erişmiş olmayan” anlamında kullanılarak insana yakıştırılmıştır.

c) Somutlaştırma:
Dilimizdeki deyim aktarmalarının bir türü de somutlaştırmadır. Her dilde görülen bu olay, soyut, anlatılması güç duygu ve düşüncelerin somut kavramlarla anlatılması biçiminde ortaya çıkar.
⇒ ”Genç adam küreğin sapını iyice kavradı.” cümlesinde ”kavramak” sözcüğü ”Bir şeyi elle sıkıca tutmak” anlamında kullanılmıştır. Bu sözcük ”Bir şeyi zihninde aydınlatarak iyice anlamak” gibi soyut bir durumu da anlatabilir; ”Çocuk, anlatılan konuyu çok iyi kavradı.” cümlesinde ”kavramak” sözcüğü soyut bir durumu somutlaştırarak anlatmaktadır.
Değişik dillerde görülen somutlaştırma eğiliminin Türkçenin deyimlerinde çok yaygın bulunduğunu, deyimlerin en büyük bölümünde somutlaştırmalara başvurularak anlatıma güç kazandırılmak istediğini görüyoruz.

d) Duyularla ilgili kavramlar arasında aktarmalar:
Deyim aktarmalarının bir türü de duyularla ilgili kavramlar arasındaki aktarmalardır. Bu tutumla, örneğin tad alma duyusuyla ilgili bir kavram, işitme duyusuna ait bir kavramla bağdaştırılmış, dokunma duyusunu ilgilendiren bir sıfat, görme duyusuna ait bir kavramla birleştirilmiş olur.
”Ayağı sıkışan adam acı bir çığlık attı.”
acı: tad alma duygusuyla ilgili
çığlık: işitme duyusuyla ilgili
”Müdür, sert bakışlarla öğrencileri süzdü.”
sert: dokunma duyusuyla ilgili
bakış: görme duyusuyla ilgili

4. ANLAM GENİŞLEMESİ
Bir sözcüğün eski anlamının yanında yeni anlamlar üstlenmesi, o sözcüğün birden çok anlam taşımasına neden olur. Bu olaya dilde ”anlam genişlemesi” diyoruz.
”Terkos” sözcüğü; önceleri İstanbul’un su gereksinmesini karşılayan gölün adıyken, bugün eski anlamının yanında ”kullanma suyu” anlamını da kazanmıştır. Yine ”yıldız” sözcüğü, önceleri, ”Güneş” ve ”Ay”ın dışında gökyüzünde görülen ışıklı cisimlerin her birine verilen ad iken, daha sonra bu anlamının yanında, uğraşında başarılı olanlar için de kullanılır olmuştur: Film yıldızı, yıldız güreşçi… gibi.

5.ANLAM DARALMASI
 Bir sözcüğün kapsadığı anlamların bir bölümünü yitirmesine ”anlam daralması” denir. Anlam daralması olayında, anlamı daralan sözcük eskiden karşıladığı nesnelerin bir bölümünü, bir türünü anlatır duruma gelmektedir.
”Erik” sözcüğü önceleri ”şeftali, kayısı, zerdali…” gibi tüm meyvelerin adı iken, sonradan tek bir bitkinin ve bitkinin meyvesinin adı olmuştur. Yine ”davar” sözcüğü eski Türkçede her türlü ”mal” ve ”varlık” için kullanılırken bugün Anadolu ağızlarında yalnızca koyun, keçi ve büyükbaş hayvanları anlatmaya yarar. Bu örnekte de ”davar” sözcüğünün eski anlamlarından bir bölümünü yitirdiği görülmektedir.

6.ANLAM BAŞKALAŞMASI
Sözcükler zamanla ilk ve tek anlamlarını yitirerek yepyeni anlamlar kazanabilirler.
Bugün ki Türkçe’de bir kimseye dert, üzüntü vermek anlamı taşıyan ”üzmek” eyleminin eski anlamı ”kırmak, kesmek” idi.
Yüzyıllar boyu bu anlamıyla kullanılan sözcük, zaman içerisinde anlamını yitirmiş ve bambaşka bir anlam kazanmıştır. Başka anlama geçen sözcüklere aşağıdakileri de örnek gösterebiliriz.

Eski- Yeni anlam

7.GÜZEL ADLANDIRMA
Güzel adlandırma, kimi varlıklardan, nesnelerden söz edildiğinde doğacak korku, ürkme, iğrenme gibi duyguların, kötü izlenim ve çağrışımların önlenmesi amacına yönelen bir değiştirme olayıdır.

Gerçek Güzel Adı

Kaynak: Final Türkçe Konu anlatım Kitabı (Syf; 29,30,31)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>