SOSYAL GÜVENLIK KAVRAMI 5.ÜNİTE ÖZETİ

Terim Olarak Sosyal Güvenlik
Sosyal güvenlik ihtiyacı ilk insanla birlikte var olmasına rağmen terim olarak 1* sosyal güvenliğin kullanımı çok yenidir ve ilk defa ABD’de1935 tarihli, Amerikan Sosyal Güvenlik Kanunu’nda kullanılmıştır
* Kelime anlamlarından hareket ederek bir tarif yapmak gerekirse sosyal güvenlik; toplumu oluşturan bütün fertlerin uğrayacakları tehlikelerin zararlarından kurtarılma garantisi demektir Sosyal güvenlik, tehlikenin zararlarına karşı yürütülen mücadelenin adıdır.
Tehlike: ınsanların istek ve iradeleri dışında meydana gelen ve geldiği zamanda onlara zarar vererek muhtaç durumda bırakan ve korunma ihtiyacı doğuran olaylardır.

Dar ve Geniş Anlamda Sosyal Güvenlik
Dar anlamda sosyal güvenlik, gelir transferinin toplumsal düzeyde gerçekleştirilmesine yönelik mekanizmaların ve bunları düzenleyen hukuk düzeninin bir gereği olarak ortaya çıkmıştır. Geniş anlamda sosyal güvenlik dar anlamdaki sosyal güvenliğin anlam ve kapsamını genişleterek, sebebi ne olursa olsun muhtaçlık ve yoksulluk yaratan her türlü duruma karşı korunma garantisi sağlanması anlamına gelmektedir. Geniş anlamda sosyal güvenlik;
• Fertlere ve ailelerine ekonomik güvence sağlamak,
• “Önlemek, ödemekten ucuzdur” anlayışına uygun olarak sosyal güvenliğin önleyici fonksiyonunu güçlendirmek,
• Kişiliğin serbestçe geliştirilmesi ve insan mutluluğunun artırılması amaçlarını da kapsamına almış tedbirler bütünüdür insana yakışır iş; insanların çalışma hayatına yönelik bütün olumlu beklentilerinin (hak ettiği ücret ve çalışma süresi gibi) gerçekleştiği durumu ifade eder Tehlikelerle Mücadele ve Sosyal Güvenlik
Fizyolojik tehlikeler: insan fizyolojisinin doğasından kaynaklanan ve insanların beden ve ruh bütünlüğüne yönelik zararlar veren hastalık, yaşlılık, analık ve ölüm gibi tehlikelerdir.
• Tabii afetlerden kaynaklanan tehlikeler: Deprem, fırtına, su baskını toprak kayması ve iklim değişikleri gibi insanların kontrol edemediği can ve mal kaybına yol açan tehlikelerdir.
Sosyo-ekonomik tehlikeler: iktisadi ve sosyal hayatın işleyişinde meydana gelen dalgalanmalara bağlı olarak ortaya çıkan krizlerin yarattığı işsizlik, işini-işyerini kaybetme ile sosyal hayatın devamlılığına yönelik olumsuz gelişmelerin boşanma veya aile reisinin ölümüne bağlı olarak dul ve yetim kalma gibi sonuçları olan tehlikelerdir.
• insanların sebep olduğu tehlikeler: insan bizzat kendisi en büyük tehlikedir. Bilerek veya bilmeyerek, isteyerek veya istemeden gasp, hırsızlık, öldürme, yaralama, sakat bırakma gibi sonuçlar yaratan her türlü fiziki şiddet bu gruba girer. Yukarıda sayılan bireysel zararların yanında savaşlar, insanoğlunun toplu olarak kendi cinsine yönelik en büyük tehlikeyi oluşturur 2*ILO’nun Sosyal Güvenliğin Asgari Normları Sözleşmesinde yer alan sosyal güvenlik Tehlikeleri: Hastalık, iş kazaları ve meslek hastalı kları analık, malullük, yaşlılık, ölüm, işsizlik ve çocuk sayısına bağlı olarak aile gelirinin yetersizliği olarak sınışandırılmıştır.
* Tehlikeler, sosyal güvenlik ihtiyacı doğuran zararları bakımından da sınışandırılabilir.
Buna göre tehlike meydana geldiği zaman:
• Çalışma gücünün kaybedilmesi,
• Gelir kesilmesine veya azalmasına,
• Gider artışına,
• Mal varlığının kaybedilmesine yönelik zararlar verebilir. 102 Sayılı Sözleşme: 1952 tarih ve 102 sayılı “Sosyal Güvenliğin Asgari Normları” Sözleşmesi, ILO’nun bu alanda kabul ettiği ilk ve en kapsamlı sözleşmedir. Sözleşme, sosyal güvenlik sistemlerinin temel norm ve standartları belirlemiştir. Tehlikeler; yarattığı zararların süresi dikkate alınarak: Kısa vadeli ve uzun vadeli tehlikeler olarak da sınırlandırılır. Buna göre; hastalık, analık, işsizlik ve iş kazaları kısa vadeli sosyal güvenlik tehlikeleri; malullük, yaşlılık ve ölüm gibi tehlikeler ise uzun vadeli tehlikeler olarak tanımlanır. Sosyal Güvenlik Teknikleri ve Yöntemleri (Kurumsal Yapı) Temel sosyal güvenlik tekniği tasarruftur ve tasarruf bir sosyal güvenlik tekniği olarak gelirin elde edildiği anda tüketilmeyip, ihtiyaç duyulan anlarda kullanılmak üzere saklanmasıdır. Daha önce de vurgulandığı gibi, bu anlamda sosyal güvenlik tehlikesiz geçen dönemden tehlikeye maruz kalınan döneme bir gelir transferi
mekanizmasıdır. Sosyal güvenlik teknikleri bireysel teknikler ve toplu (kollektif) teknikler olmak üzere ikiye
ayrılır. Bireysel teknikler; fertlerin kendi irade ve istekleri ile kendi sosyal güvenliklerini sağlayacak tedbirleri
almasıdır. Toplu teknikler ise toplum olarak bir arada yaşamanın ürünü olarak gelişen tekniklerdir.
Bugün gelinen nokta itibarıyla sosyal güvenlik için geliştirilen teknikleri ve kullanılan yöntemleri sınışandırmak
gerekirse;
• Geleneksel sosyal güvenlik yöntemleri (sosyal yardımlar)
• Modern (günümüz) sosyal güvenlik yöntemleri olarak sınışandırlır.
Buradaki geleneksel ve modern (günümüz) ayrımı kesinlikle olumlu veya olumsuz değer yargısı taşıyan bir ayrım değildir. Geleneksel, geçmişte var olan ancak bugün etkinliğini kaybeden, modern ise bugün geçerli olan anlamındadır. Nitekim bir süre sonra yeni sosyal güvenlik yöntemleri geliştirilmesi hâlinde bugünün modern yöntemleri olarak kabul edilen sosyal sigortalar o dönem için geleneksel yöntemler arasında yer alabilir.

Geleneksel Sosyal Güvenlik Yöntemleri
Geleneksel yöntemler, esas olarak bireysel tasarruşar ve her türlü sosyal yardımlardan oluşan yöntemlerdir.
Bireysel tasarruşar; aile içi yardımlaşma, tanıma bilme faktörüne bağlı sosyal yardımlar, dinî sosyal yardımlar
ve kurumsallaşmış (teşkilatlı) sosyal yardımlar geleneksel yöntemleri oluşturur.
3*• Bireysel tasarruşar, ilk ve temel geleneksel sosyal güvenlik yöntemini oluşturur.
• Aile içi yardımlaşma, en temel geleneksel sosyal güvenlik yöntemidir.
• Tanıma bilme faktörüne bağlı yardımlaşma, bir arada yaşama kültürünün
bir ürünü “aidiyet” duygusu ile gelişmiştir. Aidiyet: Bir gruba, kuruluşa veya organizasyona mensup olmaktan
kaynaklanan duygu. Bir arada olma, birlikte hareket etme, birbirinden haberdar olma ve paylaşma motişerini
çağrıştırır.
• Dinî sosyal yardımlar; her toplumda ve her dönemde diğer yardımlaşma
şekillerini de etkileyen en kapsamlı geleneksel yöntemleri oluştururlar. Kurban, fitre ve zekât’ın yanı
sıra oruç vehac da uygulamada
birer sosyal güvenlik garantisi sağlayan dinî ibadet hâline gelebilmektedir.
• Kurumsallaşmış sosyal yardımlar: Sanayi devrimi öncesi dönemde esnaf ve sanatkârların kendi
mensupundan hastalanan, sakatlanan, işi bozulanların veya ölenlerin ihtiyaçlarını karşılamak üzere lonca
teşkilatlanmasının bir parçası olarak oluşturdukları orta sandıkları (teavün), bir dönem etkin sosyal güvenlik
garantisi sağlamışlardır. Vakışar osmanlı döneminde avazır vakışar örnektir.* Orta Sandıkları: Teavün- Sosyal
yardım sandıkları: Muhtaç duruma düşenlere mali destek vermek üzere genellikle aynı meslek veya
sanayideki kişiler tarafından meydana getirilen primli sisteme göre işleyen yardımlaşma sandıklarıdır. Çalışma
ilkeleri dikkate alındığı zaman, orta sandıklarını, sosyal sigortaların ilk örnekleri, öncüsü olarak kabul etmek
yanlış olmayacaktır. Avarız vakışarı: Osmanlı
Devletin de köy ve mahallelerde, hâlkın ve özellikle muhtaçların bir takım temel gereksinimlerinin karşılanması
için kurulan vakışar (Seyyar, 2005: 29). Özellikle belirtmek gerekir ki her vakıf (yol, köprü, ibadethane, okul vb.
bina yapımı için oluşturulanlar gibi) sosyal güvenlik kurumu olarak değerlendirilemez.

Modern (Günümüz) Sosyal Güvenlik Yöntemleri
18. yüzyılın ikinci yarısından itibaren ortaya çıkan Sanayi Devrimi’ne bağlı olarak hızlanan şehirleşme,
işgücünün yapısındaki değişme, çalışma ve istihdam şartlarının değişmesi, aile yapısındaki küçülme
geleneksel sosyal güvenlik yöntemlerini ortadan kaldırmış veya zayış atmıştır. Yeni toplumsal yapının ihtiyaç
duyduğu sosyal güvenlik ihtiyacını karşılamak üzere iki temel yöntem geliştirilmiştir: Bunlar, sosyal sigorta
yöntemi ve kamu sosyal güvenlik harcamalarıdır (Devletçe korunma yöntemi).
• Sosyal sigorta yöntemi, sigortacılık tekniği esas alınarak geliştirilen bir yöntemdir ve esas olarak aynı
nitelikteki tehlikelerin tehdit ettiği insanların, karşılaşacakları zararları eşitlemek amacıyla bir araya gelmeleri
esasına dayanmaktadır Primli rejimler olarak da adlandırılır.
• Devletçe korunma yöntemi: Sosyal sigortaların, sigorta tekniğini esas alarak külfet-nimet dengesini esas
alarak çalışması, herkesi sosyal güvenlik kapsamına alma hedefinin gerçekleştirilmesi bakımından idari ve
teknikboşluklar bırakmaktadır. Külfet-nimet dengesi: Sosyal sigorta kurumlarının işleyişinde sigorta
tekniğinin hakim olduğunu vurgulamak üzere ödenen primlerle (külfet), sağlanan fayda (nimet) arasında bir
ilişki ve denge bulunduğu gerçeğini ifade etmek için kullanılan yaygın bir terimdir. Devlet, çeşitli sebeplerle
muhtaç duruma düşen vatandaşlarının sosyal güvenlik garantisini bir kamu görevi olarak, karşılıksız ve vergi
gelirlerinden ayrılan payla karşılamaktadır. Bu amaçla yapılan her türlü harcama, “kamu sosyal
güvenlik harcamaları” olarak adlandırılmakta, faydalananların herhangi bir prim veya vergi ödeme
zorunluluğu bulunmadığı için “primsiz rejimler” olarak kabul edilmektedir. Özel olarak korunması
gereken, dezavantajlı gruplar olarak bilinen özürlüler, yaşlı- lar ve kimsesiz çocuklara yönelik eğitim ve bakım
hizmetleri kamu sosyal güvenlik harcamalarının önemli bir ayağını oluşturur.

Tamamlayıcı Sosyal Güvenlik Yöntemleri
Başta sosyal sigortalar olmak üzere kamu sosyal güvenlik programlarınca sağlanan sosyal güvenlik
garantisinin seviyesini yetersiz bulan, daha yüksek bir korunma garantisi talep edenler tamamlayıcı nitelikte
olmak üzere ilave yöntemlere başvurabilirler. Çünkü devlet, fertlere ve ailelere onları başkalarına muhtaç
etmeyecek asgari seviyede bir koruma garantisi sağlar. Bazı insanlar bu korumayı yetersiz görürlerse yaşlılık,
malullük, hastalık ve işsizlik gibi muhtaçlık dönemlerinde kullanılmak üzere yapılan ayni veya nakdi tasarruşar
tamamlayıcı bir sosyal güvenlik yöntemidir. OYAK ve İLKSAN ülkemizdeki en yaygın tamamlayıcı sosyal
güvenlik kurumlarıdır.

Günümüzde Sosyal Güvenlik
Günümüz sosyal güvenlik sistemlerinin temel prensipleri ve kurumsal yapısı büyük ölçüde II. Dünya Savaşı sonrası dönemdeki siyasi, sosyal ve iktisadi gelişmelerin belirleyici şartları altında şekillenmiştir. BM, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin 22. ve 25. maddelerinde temel ve vazgeçilmez insan haklarından biri olarak kabul edilen ve kapsamı ve sınırları çizilen sosyal güvenlik, ILO’nun 1952 tarih ve 102 sayılı Sosyal Güvenliğin Asgari Normları Sözleşmesi ile somut norm ve standartları belirlenmiştir.

SOSYAL SİGORTALAR
Sosyal sigortalar, sanayi toplumunun değişen sosyal güvenlik ihtiyacına cevap vermek üzere geliştirilen sosyal güvenlik tekniğidir. Sosyal Sigortaların Tarihi Gelişimi İlk sosyal sigortalar, 19. yüzyılın son çeyreğinde Almanya’da Otto Von Bismark tarafı ndan kurulmuştur ve çok zaman bütün bir sistemi ifade etmek için kurucusunun ismi ile Bismark Modeli olarak adlandırılır. 1881 yılında iş kazaları sigortasının kurulması ile ilgili olarak başlayan çalışmalar, 1883 yılında hastalık ve 1884 yılında iş kazaları sigortalarının kurulması ile sonuçlanmıştır (Dilik, 1991: 48-49). Bu sigorta kollarını 1889’da yasalaşan malullük, yaşlılık ve ölüm sigortalarının kuruluşu takip etmiştir. nın kuruluşu takip etmiştir. Sosyal sigortaların kurulması bakımından Almanya’yı 5*Avusturya takip etmiş bu ülkede 1887 yılında iş kazaları, 1888 yılında hastalık sigortası kurulmuştur. Macaristan 1891; Norveç, Fransa 1894; Finlandiya 1895; İtalya 1898; İspanya 1900; Hollanda ve Lüksemburg 1901 ve Belçika 1903 yılında modern sosyal sigortalarla ilgili ilk yasal düzenlemeleri çırakan ülkeler olmuşlardır.* Sanayileşmiş ülkeler içinde yalnızca İngiltere sosyal güvenlik ihtiyacını karşılamada sosyal sigorta sisteminden uzak durmuş farklı bir sistem oluşturmuştur. Nitekim II. Dünya Savaşı devam ederken 1942 yılında William Henry Beveridge tarafından geliştirilen ve Beveridge Modeli olarak bilinen bir teknik üzerine sosyal güvenlik sistemini oluşturmuştur. Sosyal sigortaların en son kurulan sigorta kolu işsizlik sigortası dır. Nitekim işsizlik sigortası ilk defa 1907 yılında Danimarka’da kurulmuştur. Beveridge Modeli: Alman Bismark modeline karşı geliştirilen İngiliz sosyal güvenlik sistemi modeli olarak bilinir. İngiliz iktisatçı William Henry Beveridge tarafından geliştirilmiştir. Sistemin özünü, vergilerle finanse edilmesi, fertlere herhangi bir karşılık olmaksızın asgari seviyede koruma garantisi sağlanması oluşturmaktadır. Sağlık sistemi de yine vergilerle finanse edilen millî sağlık sigortası modeli ile oluşturulmuştur. Bütün sosyal güvenlik hizmetleri ülke çapında tek kurumla yürütülmektedir. Türkiye’de 1945 yılında bu çerçevede ilk sosyal sigorta kurumunu oluşturmuştur. Sosyal Sigortaların Özellikleri ve Özel Sigortalar Zorunluluk, sigortacılık, finansmana katılım, gelirin yeniden dağılımını sağlama ve özerk yönetim ilkeleri ile tarif edilen bu özellikler ana başlıkları ile şunlardır.
6*• Sosyal sigortalar, devlet tarafından kurulan kamu sigorta programlarıdır. (kamu sigortası olma ilkesi).
• Devlet sosyal sigortaların garantörüdür. (Devletin garantör olma ilkesi).
• Sosyal sigortaların kapsamına girmek zorunludur. (zorunluluk ilkesi).
• Sosyal sigortalar, ilgili taraşarın ödediği primlerle finanse edilir. (finansmana katılım ilkesi).
• Sosyal sigortalar devlet tarafından kurulmasına rağmen, diğer kamu kurumlarından farklı olarak yönetimine sosyal taraşar da katılır (özerk yönetim ilkesi).
• Sosyal sigortalarda ödenen primlerle sağlanan haklar arasında bir bağlantı vardır. (karşılık olma ilkesi).* Hemen belirtmek gerekir ki zaman içinde sosyal sigortalarla özel sigortaları birbirinden ayıran bazı özellikler önemini kaybetmiş iki teknik birbirine yakınlaşmıştır. Buna rağmen belirgin farklar şunlardır:
• Sosyal sigortalarda devlet kurucu ve garantör, özel sigortalarda ise düzenleyici ve denetleyicidir.
• Sosyal sigortalara katılmak zorunlu, özel sigortalara katılmak isteğe bağlıdır.
• Sosyal sigortalarla kapsama alınanlar arasındaki ilişkiler kanunla belirlenir, belirli sınırlar dışında taraşar arasında sözleşme serbestîsi (özgürlüğü) yoktur. Özel sigortalar ise tamamen sözleşme serbestîsi ilkesine göre çalışırlar.
• Sosyal sigortalar çalışma gücü kaybı gelir kesilmesi ve hastalık dolayısıyla gider artışlarını karşılarken, özel sigortalar daha çok mal varlığı kayıplarını karşılarlar. Ancak, özel sigortaların hayat, kaza, ölüm ve sağlık sigortaları sosyal sigortaların ilgi alanına giren alanlardır.
• Sosyal sigortalarda sigortalının yanı sıra işverenler ve bazı durumlarda devlet de prim öderken (hatta iş kazaları gibi sigorta kollarının primleri tamamen işverence ödenir) özel sigortalarda esas olarak sigortalı prim öder.
• Sosyal sigortalarla özel sigortalar arasındaki temel farklardan biri, sosyal sigortalarda koruma birimi olarak ailenin alınması özel sigortalarda ise fertlerin alınmasıdır.
• Sosyal sigortalarla özel sigortalar arasındaki en temel fark risk farklılaştırması ile ilgilidir. Sosyal sigortalar yaşı, cinsiyeti, medeni durumu, işi, geliri ve sağlık durumu ne olursa olsun herkesi kapsama alırken ve gelirine göre aynı miktarda prim alırken, özel sigortalar gelir-gider dengesini dikkate alarak riski yüksek olan grupları kapsama almaz veya çok yüksek primle sigortalı yapar.
• Sosyal sigortalarda iş kazaları ve meslek hastalıkları ve sağlık sigortalarında sigorta kolları için ödenen primlerle sağlanan haklar arasındaki ilişki son derecede zayıf iken (geliri yeniden dağıtma ilkesi) özel sigortalarda ödenen primlerle sağlanan haklar arasında bire bir ilişki vardır.

SOSYAL SİGORTALARIN KAPSAMI
Kişiler Bakımından Sosyal Sigortaların Kapsamı Aktif Sigortalı: Teknik bir sosyal sigorta terimidir. Hâlen çalışan ve/veya gelir sahibi olan kişilerin sosyal sigortalara prim ödedikleri dönemi ifade eder. Mesela, yaşlılık sigortası için eğer emeklilik yaşı 60 olarak belirlenmiş ise bu yaşa gelinceye kadar kişiler aktif sigortalı kabul edilirler.
Pasif sigortalı: Aktif sigortalı gibi teknik bir sosyal sigorta terimidir. Sosyal sigortaların gerektirdiği sigortalılık süresi ve prim ödeme şartlarını yerine getirdikten sonra çalışma hayatından ayrılan ve gelir veya aylık alma hakkı kazanan kişilerdir. İşgücünün sektörlere göre dağılımı (tarım, sanayi ve hizmetler); işgücünün mesleki statüye göre dağılımı (bağımlılar, kendi adına bağımsız çalışanlar, yardımcı aile üyeleri ve işverenler) Sosyal sigortaların hangi nüfus kesimi ve çalışan grubundan başlayarak kimleri öncelikle kapsama alacaklarını ihtiyaç, mali imkânlar, idari imkânlar ve baskı grubu faktörleri belirler
• İhtiyaç faktörü: Kendini tehlikelerin zararlarından koruma da en zayıf ve güçsüz durumda olan grubun öncelikle kapsama alınmasını gerektirir.
• Mali imkânlar (ödeme gücü) faktörü: Sosyal sigortalar kendi gelirlerini kendileri sağlayan kurumlar olduğu için sistemin gelir ayağını güçlendirmek için ödeme gücü yüksek olanlar öncelikle kapsama alınır.
• İdari imkânlar faktörü: Sosyal sigortaların sağlıklı işlemesi için özellikle uzun vadeli sigorta kolları bakımından sigortalıların çalışma gün sayıları ve ödedikleri primlerle ilgili olarak uzun dönemli, düzenli ve güvenilir kayıtlar tutulması gerektiğinden şehirlerde, büyük işyerlerinde ve sürekli statüde çalışanlar öncelikle kapsama alınır.
• Baskı grubu (politik) faktör: Yukarıda sayılan objektif faktörlere karşı, siyasi iktidarın şekillenmesine göre bazı çalışan grupları örgütleri vasıtasıyla sosyal talepleri siyasi karar mekanizmalarına daha etkin şekilde iletebildikleri için öncelikle sosyal sigorta kapsamına alınırlar. Enformel sektör: ILO’nun 1970’li yıllarda geri kalmış ve gelişmekte olan ülkelerde kayıt dışı istihdamın yoğun olduğu sektörleri ifade etmek için geliştirdiği bir kavramdır. Ülkenin başta vergi ve çalışma hayatı ile ilgili mevzuatı olmak üzere kayıt altına alınamayan, kayıt dışı faaliyet gösteren işyerleri ile bu işyerlerinde çalışanları ifade için kullanılır. Mikro sigortacılık; çalışanların kendileri, çalıştıkları sektörler ve işyerlerine bağlı şartlardan dolayı sosyal sigorta prensiplerinin tamamen uygulanamadığı durumlarda bütün sigorta kolları yerine yalnızca bazı sigorta kolları bakımından kapsama alınmalarını ifade eder. Nitekim ülkemizde tarım sektöründe ücretle ve geçici olarak çalışanlar; çalışma gün sayısı, prim ödeme gücü ve gelir sürekliliği dikkate alınarak yalnızca iş kazaları ve meslek hastalıkları ile yaşlılık, malullük, ölüm ve genel sağlık sigortası bakımından sigortalı sayılmaktadırlar.

Sigorta Kolları (Tehlikeler) İtibarıyla Kapsam
8*• Gelişme seviyesi ne olursa olsun hemen hemen her ülkede uzun vadeli sigorta kolları olarak bilinen malullük, yaşlılık ve ölüm sigortalarının kuruldu-ğu görülmektedir.*
• İş kazaları ve meslek hastalıkları sigortası da hemen hemen bütün ülkelerde oluşturulan sigorta kolu olarak dikkat çekmektedir.
• Hastalık (sağlık) sigortası, bütün toplum kesimlerinin ihtiyaç duyduğu ancak kurulması ve hayata geçirilmesi organizasyon ve mali bakımdan ciddi kaynaklar gerektiren bir sigorta koludur
• İşsizlik sigortasının kurulması ile iktisadi gelişme seviyesi ve sanayileşme arasında doğrudan bir bağlantı vardır.
• Aile ödenekleri sigortası iktisadi gelişme seviyesi yanında ülkelerin izlediği sosyal politika ile de yakından ilgilidir.

Sosyal Sigorta Kolları ve Sosyal Güvenlik Garantisi
9*• Hastalık: Herkes için bir evrensel risktir. İnsanların beden ve ruh bütünlü- ğüne yönelik vücut uyumunu bozan, iyilik hâlinden uzaklaşma hâli olarak tarif edilebilir. hastalık sigortasından sağlanan sosyal güvenlik haklar: İlaç ve iyileştirme araçlarının temini Protez araç ve gereçlerinin temini Yurt içinde veya yurt dışına sevkle ilgili masraşarı n karşılanması Sigortalıya çalışamadığı günler için ödenek verilmesi
* • İş kazaları ve meslek hastalıkları: Çalışan kişinin işyerinde, işini yaparken ve işverenin otoritesi altında iken meydana gelen bir olay dolayısıyla kazaya uğraması veya işyerindeki çalışma şartlarından dolayı ortaya çıkan hastalık sebebiyle beden ve ruh bütünlüğünün zarar görmesi hâlidir. iş göremezliğinin kalıcı olması hâlinde sürekli kısmi veya tam aylık ödenmesi bu sigorta kolundan sağlanan parasal yardımları oluşturur. Sürekli kısmi veya tam aylık: Sosyal sigorta sistemleri iş kazaları ve meslek hastalıkları dolayısıyla çalışma gücünü kaybedenlere, bu kayıpları devam ettiği müddetçe aylık bağlarlar. Bağlanacak aylık miktarı ile sigortalının çalışma gücü kaybı arasında bir ilişki kurulur. Ülkemiz uygulamasından örnek vermek gerekirse; iş kazaları ve meslek hastalıkları sonucu meslekte kazanma gücünü en az % 10 kaybedene sürekli iş göremezlik geliri bağlanır. Ancak bu kayıp % 10 ile % 99 arasında ise kısmi, % 100 ise tam iş göremezlik geliri bağlanır. Eğer sigortalı iş kazası veya meslek hastalığı sonucunda hemen veya sonradan ölmüşse bu defa sigortalının eşine, çocuklarına ve ana-babasına aylık bağlanır. Sigortalının ölümüne bağlı olarak ortaya çıkan cenaze masraşarının karşılanması da yine bu sigorta kolundan sağlanan sosyal güvenlik garantisi içindedir.
Analık: Birçok ülkede ayrı bir sigorta kolu oluşturmaksızın hastalık/sağlık sigortası içinde kapsama alınan analık hâli; çalışan kadın sigortalı için doğumdan önce ve sonra belirli bir süre çalışma gücü kaybı ve gelir kesilmesi yaratan bir sosyal risk olarak kabul edilmektedir. Bu sigorta kolundan hem çalışan kadınlar hem de erkeklerin eşleri için sağlanan bir başka hak, belirli süre ile süt parası adı altında yapılan nakdi yardımlardan oluşmaktadır. Analık sigortasından ge çici iş göremezlik ödeneği verilme süresi 16 haftadır.
Malullük: Sigortalının çalışma gücünü, bedenen ve/veya ruhen bir daha iyileşemeyecek şekilde sürekli olarak ve belirli oranın üzerinde kaybetmesi, bir daha çalışamaması hâli olarak tarif edilir.
• Yaşlılık: Birçok kişi için sosyal güvenlik iki sosyal riski çağrıştırır: Hastalık ve yaşlılık. Hastalık, herkesin mutlaka karşılaşacağı kaçınılmaz bir sosyal risk, yaşlılık ise o yaşa kadar hayatta kalma ve ertelenmiş taleplerin gerçekleştirilme dönemini ifade ettiği için bir sosyal riskten öte pozitif bir anlamı da vardır.
Yaşlılık sigortası, en fazla sayıda sigortalının faydalandığı sigorta kolu olmasının yanı sıra en fazla harcama yapılan sigorta kolu olma özelliğide taşır
• Ölüm: Diğer sosyal risklerden farklı olarak ölüm, insan hayatının sona ermesidir. Sosyal güvenlikte temel koruma birimi aile olduğu için bu sigorta kolu kişinin kendisine değil, ölmeden önce geçimini sağlamakla yükümlü olduğu kişilere sosyal güvenlik garantisi sağlar: Ölen kişinin sağlığında bakmakla yükümlü olduğu kişiler öldüğü zaman aylık bağlanmasına “hak kazanan kişilerhak sahipleri” olarak tarif edilirler ve sigortalının eşi, çocukları ve ana-babası bu kapsamda değerlendirilirler. Ülkemizde olduğu gibi kız çocuklarına yönelik pozitif ayrımcılık uygulamasının bir örneği alarak yaş sınırı olmadan evlenmedikleri müddetçe koruma garantisi sağlanır.
• İşsizlik: En geç kurulan ve diğer sigorta kollarına göre daha az sayıda ülkede oluşturulan sosyal sigorta koludur. Bir sosyal risk olarak işsizlik; çalışma arzu ve iradesine sahip olup, ücret seviyesi, çalışma süresi ve diğer çalışma şartları bakımından yaşadığı ülkede geçerli şartlarla iş bulamama hâli olarak tarif edilir. İşsizlik sigortası, bir pasif istihdam politikası aracıdır.(özetin kaynak yeri http://www.facebook.com/groups/333968320048431/createdoc/ adresidir özlem can tarafından hazırlanmıştır) İşsizlik ödeneğinden faydalanmak için aranan şartlar genel olarak şunlardır:
10*• İşsizlik sigortaları fon esasına göre kuruldukları için işsiz kalmadan önce belirli bir süre prim ödemiş olması şartı aranır (bu süre asgari 1 yılla 3 yıl arasında değişir).
• İşsizlik ödeneğinden faydalanabilmek için mutlaka kendi istek ve iradesi dışında işten çıkmış olması gerekir
• İşsizlik ödeneği, sigortalının prim ödediği süre dikkate alınarak 6 ay ile 2 yıl arasında değişebilir.
• İşsizlik sigortasının insanları tembelliğe sevk etmemesi için ödenek oranları düşük tutulur Çok zaman işsizlik ödeneği alma süresi uzadıkça ödeneğin miktarı da azaltılır..
* Aile Ödenekleri: Diğer sosyal risklerden farklı olarak aile ödenekleri (aile yardımları, çocuk parası), çocuk sahibi olanların, çocukların bakım ve eğitim giderlerini dolayısıyla aile gelirinin yetersiz kalması ve yoksulluk riskinin ortaya çıkışı ile ilgilidir. Aile ödenekleri uygulamalarına ilk olarak 19. yüzyılın sonlarında rastlanmasına rağmen gerçek anlamda gelişmesi 1930’lu yıllarda yaşanan büyük kriz ortamında ve İkinci Dünya Savaşı sonrası sosyal refah devleti anlayışının yaygınlaştığı dönemde olmuştur. Çocuk parasına ilaveten veya ondan ayrı olarak doğum parası, emzirme yardımı (süt parası) yapılması, kira yardımı, çocuk bakım hizmeti veya parası gibi doğrudan ödemeler yanında ayni yardımlar yapılması (gıda, giyim, çocuk bezi, kırtasiye vb.) da söz konusu olmuştur
Bakım Sigortası: ILO’nun 102 sayılı Sözleşmesinde yer almayan, ilk defa 1995 yılında Almanya’da uygulanmaya başlayan bir sosyal sigorta koludur. Bakım ihtiyacı; aile fertlerinden biri veya birkaçının bedeni ve akli sağlık durumundaki yetersizlik dolayısıyla temel insani ihtiyaçlarını (beslenme, temizlik-tuvalet vb) ve toplumsal hayata katılımı kendi yetenekleri ile karşılayamaması durumu olarak tarif edilmekte ve bu durumda ortaya çıkan bakıma ihtiyaç duyma (muhtaçlık hâli) durumu da bir sosyal risk olarak tarif edilmiştir.
Bu sigorta kolundan sağlanan haklar;
• Bakıma muhtaç kişilerin ihtiyaç duyduğu periyodik bakım hizmetlerinin uzman kişilerce sağlanması,
• Bakım ihtiyacının satın alınarak temini için bakım ihtiyacının derecesine göre bakım parası altında ödeme yapılması, • Bakım ihtiyacının diğer aile fertlerince sağlanması hâlinde bakımı gerçekleştirenlere bakım parası ödenmesi,
• Bakıma muhtaç kişinin sürekli bakımını gerçekleştiren kişinin geçici sürelerle ayrılması hâlinde (izne çıkma, hastalanma vb.) geçici süre ile bakım hizmeti sunulması,
• Bakım ihtiyacının evde gerçekleştirilememesi hâlinde sağlık kurumlarında gerekirse yatılı olarak gündüz gece bakım hizmetlerinin sunulması,
• Bakım ihtiyacı duyan kişinin bakımını kolaylaştıracak araç ve gereç yardımı yapılması olarak sıralanabilir.

KAYNAK:norfulpaylasim

Twitter        Facebook

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>