DUYU ORGANLARI

Duyu Organları
Değişen bir çevre içinde yaşayan insan, ortam şartlarna karşı kendini ayarlamak zorundadır. Organizma, dışarıdan gelen bilgileri değerlendirerek bunlara anlamlı ve uygun cevaplar verir. Bu yüzden insan çevresiyle devamlı bilgi alış verişi içindedir. Dış ortamdan gelen uyaranlar duyu organları yoluyla sinir sistemine taşınır. Duyu organlarında dış ortamdan gelen uyarıları alma özelliğinde olan özel hücreler bulunur. BU hücrelere reseptör (almaç) denir. Reseptörlerle alınan uyarılar duyu sinirlerine aktarılarak merkezi sinir sistemine iletilir.
Reseptörler uyarılma özelliklerine göre gruplara ayrılır.
Fotoreseptör: Işıkla uyarılan duyu hücreleridir. Gözde bulunur.
Mekanoreseptör: Mekanik değişikliklerle uyarılan duyu hücreleridir. Deri ve kulakta bulunur.
Termoreseptör: Isı değişiklikleri ile uyarılan duyu hücreleridir. Deride bulunur. Bunlardan başka deride ve iç organımızda acı ve ağrı gibi duyuruları algılayan ancak reseptör olarak özelleşmemiş olan serbest sinir uçları da bulunur.

 A. DİL
Tat alma organı olan dil, ağız boşluğunda çizgili kaslardan yapılmış bir organdır. Dil, tat almanın yanı sıra konuşmaya, besinlerin ağızda çevrilmesine ve yutulmasına da yardımcı olur.
Tadı alan tat tomurcukları (papilla) dilin epitel dokusunda bulunur. Papillalar mantarsı, çanaksı veya ipliksi şekillere sahiptirler. Papillada reseptör hücreler ve destek hücreleri bulunur. Suda eriyen maddeler papillalarda bulunan reseptör hücreleriyle algılanır. Reseptör hücreler her 10 ile 30 saatte bir yenilenmektedir. Epitel dokudan oluşan tat reseptörleri sinir hücreleri ile sarılmıştır. Reseptörlerde meydana gelen uyartı, sinir hücreleriyle beynin ilgili merkezine iletilerek tat duyusu alınmış olur.
İnsanda tat duyusu genel olarak tatlı, ekşi, acı ve tuzlu olmak üzere dört ana grupta toplanır. Bu tatları algılayan reseptörler dilin her tarafında bulunmasına rağmen farklı bölgelerinde yoğunlaşma gösterir. Dilin uç kısmı tatlı, orta kenarları tuzlu, arka kenarları ekşi ve arka tarafı acı tatları algılar. Yapılan deneylerde, yapı bakımından birbirine benzeyen tomurcuklarının fizyolojik olarak birbirinden farklılık gösterdiği gözlenmiştir.

Dilimizin tad alma bölgeleri
                       Dildeki tat bölgeleri

Bazı tat tomurcukları yalnız acı bazıları ise sadece tatlı veya ekşi uyaranlara cevap verirler. Bunun yanında bazıları birden fazla tadı algılayabilir. Ancak tat tomurcuklarının hiçbiri dört tadın hepsini birden algılayamaz. Yenilen veya içilen besinlerin tadı, kokusu, rengi, sıcaklığı ve şekil lezzetin alınmasında etkilidir. Bazı insanlar her maddenin tadını algılayamazlar. Bu durum tat körlüğü olarak adlandırılır. İnsanların %15-30 kadarında tat körlüğü olduğu tahmin edilmektedir.

B. BURUN
Koku alma reseptörleri burunda bulunur. Burun, ön taraftan iki delikle dışarı, arka taraftan ise yutağa açılır. Burun koku almadan başka solunuma da yardımcı olur. Kıkırdak ve kemik dokudan yapılmış olan burnun içinde mukus salgısı yapan epitel doku, burun boşluğunun duvarlarını ve kıllarını nemli tutar. Buruna alınan hava, tozlarından temizlenir, nemlendirilir ve ısıtılır. Böylece hava akciğerlere uygun hale getirilir ve akciğerler dış ortamın zararlı etkilerinden korunmuş olur.

burunun yapısı ve özellikleri
Burunun yapısı

Burun boşluğunun üst tarafında koku alma alanı olarak bilinen sarı bölge bulunur. Koku reseptörleri epitel dokudan oluşan ve sinir hücresi özelliğinde olan yapılardır. Sarı bölgede bulunan reseptörler mukus salgısı içinde eriyebilen maddelerle uyarılabilirler. Reseptörlerde oluşan uyarılar duyu sinirleriyle beyne taşınarak koku algılanır.
İnsan iki bin ile dört bin çeşit kokuyu algılayabilir. Koku veren maddelerin iki burun deliğine geliş zamanı arasındaki fark ile koku kaynağının yeri tahmin edilebilir.
Koku alma duyusu çabuk yorulur. Buna kokuya alışma denir. Uzun süre aynı koku koklandığında algılanma gerçekleşmez. Ancak böyle bir durumda farklı bir koku hemen algılanabilir. Kokuya alışma, insanı kötü kokulardan koruyan küçük bir sigortadır. Koku reseptörlerinden gelen uyartılar talamusa uğramadan beyin kabuğuna ulaşır.

C.DERİ
Derinin vücudu bazı dış etkilere karşı koruma, solunuma ve boşaltıma yardımcı olma gibi görevleri vardır. Derinin yapısı ile ilgili bilgiler epitel doku konsunda verilmişti. Burada derinin duyu görevi üzerinde durulacaktır.

       deri_kanseri
Derinin Kesiti

Deride Bulunan Reseptörler
Deride bulunan reseptörler, mekanik uyarıları algılayan mekanoreseptör, sıcağı algılaan termoreseptörler ile ağrı ve acıyı algılayan serbest sinir uçlarından oluşur.

a) Pacini Cisimciği
Basınç duyusunu algılayan mekanoreseptörlerdir. Pacini cisimcikleri deri altında ve iç organların duvarlarında yer alır. En küçük basınç değişimlerinin bile algılanmasını sağlar.

b) Meissner Cisimciği ve Merkel Diskleri
 Dokunma duyusunu algılayan reseptörlerdir. Bunlar parmak uçları ve dudaklarda daha fazla bulunur. Bu organlar dokunma duyusu yönüyle çok hassastır. Dokunma duyusu reseptörleri, cisimlerin sertliğini, yumuşaklığını, kesici ve pürüzlü olup olmadığını algılamasını sağlar.

c) Krause ve Ruffini cisimcikleri
Derinin alt deri (dermis) tabakasında bulunan termoreseptörlerdir. Soğuğu algılayan reseptörler (krause cisimciği), sıcağı algılayan reseptörlerden (ruffini cisimciği) daha üstte bulunur. Bu nedenle herhangi bir cismin soğuk olduğunu sıcak olduğundan daha erken algılarız. Sıcaklığı ve soğukluğu algılayan reseptörler de koku reseptörleri gibi belli bir süre aynı uyaranla uyarılırlarsa yorulurlar. Örneğin, iki elimizin birisini sıcak (35°C), diğerini soğuk (10ºC) suya batırıp beklediğimizde, zamanla bu ortamlara alışırız. Ellerimizi bu sulardan çıkartıp ılık suya (20ºC) bıraktığımızda, soğuk sudan çıkan elimiz ılık suya sıcak, sıcak sudan elimiz ise ılık suyu soğuk olarak algılar.

d) Kıl Kökü Reseptörleri
Bir çeşit dokunma reseptörüdür. Kıl kökünü sararlar. En küçük bir kıl hareketini bile algılarlar.

e) Serbest Sinir Uçları
Ağrı ve acı duyusunun algılanmasını sağlarlar. Derinin her tarafında ve iç organlarda bulunur. Ağrılar batıcı, yanıcı ve sancı şeklinde ayırt edilebilir.

D. GÖZ
Göz, görme işinde görevli yapılarla bu yapıları koruyan yardımcı kısımlardan oluşur. Görmede görevli yapılar kornea, mercek, reseptörler ve sinir hücreleridir. Yardımcı yapılar ise göz kapakları, kirpikler, kaşlar, göz yaşı bezleri, göz yuvarlağının şeklini korumaya yardımcı olan sert tabaka ve göz yuvarlağının hareketini sağlayan göz kaslarıdır. Gözler kafatası içindeki göz çukurunda bulunduğu için bazı dış etkilere karşı korunmuştur.
Göz yuvarlağı dıştan içe doğru sert tabaka, damar tabaka ve ağ tabaka olmak üzere üç tabakadan oluşur.

1. Sert Tabaka (Sklera)
Gözün en dışında bulunan beyaz renkli ve bağ dokudan oluşan sert tabaka gözü dış etkilere karşı korur. Sert tabaka, gözün ön tarafında incelip hafif şişkinleşerek saydam renkli olan korneayı oluşturur. Kornea göze gelen ışınların toplandığı ve ilk olarak kırıldığı yerdir. Korneada kan damarları yoktur.

2. Damar Tabaka (Koroid)
Ağ tabaka ile sert tabaka arasını doldurur. Gözü besleyen kan damarlarını bulundurur. Damar tabakanın iç yüzeyinde siyah renkli melanin renk maddelerini içeren hücreler vardır. Bu sayede içeriye giren ışığın fazlası emilerek iç yansıma ve görüntünün bulanıklaşması önlenir. Damar tabaka, korneanın önünde kalınlaşarak iris denilen renkli kısmı ve merceği tutan kaslı askıları meydana getirir. İris düz kaslardan oluşmuştur. Göze rengini veren renk maddelerini içeren hücreler iriste bulunur. İrisin ortasında ışığın göz içine girmesini sağlayan göz bebeği yer alır.
Göz bebeği, ışığın miktarına göre iristeki kaslarla büyüyüp küçülebilir. Işınsal ve dairesel yapıda olan bu kasların ışık şiddetindeki değişmelere gösterdiği tepkiler hemen o anda gerçekleşmez. Bunun için 10 ile 30 saniye kadar bir zamanın geçmesi gerekir. Bu yüzden aydınlık bir ortamdan birdenbire karanlık bir ortama girince, gözlerin karanlığa uyum sağlayabilmesi için belirli bir süre geçmesi gerekir.
İrisin arkasında göz merceği yer alır. Göz merceği ince kenarlı, esnek ve saydam yapıdadır. Göz merceği, göz bebeğinden giren ışınları kırarak ağ tabaka üzerine düşürür. Mercek, halka şeklinde mercek bağlarıyla gözün kirpiksi cismine tutunur. Kirpiksi cisim, damar tabakanın iris etrafında kalınlaşmasıyla oluşan kaslı yapıdır. Bu yapıya kirpiksi kaslar denir. Bu bağlar ve kaslar merceğin kalınlığını değiştirerek odak uzaklığını ayarlar. Cismin uzaklığını ya da ortamın ışık miktarına göre göz merceğinin kalınlığında değişme meydana gelir. Bu olaya göz uyumu denir. Uzaktaki bir cisme baktığımızda göz merceği incelir, yakındaki bir cisme baktığımızda ise kalınlaşır.

Göz_Uyumlari

Saydam tabaka ile iris arasında kalan boşluğa ön oda, iris ile göz merceği arasında kalan boşluğa ise arka oda denir. Bu iki oda özel bir sıvı ile doludur. Göz merceği ile ağ tabaka arasındaki geniş boşluğu ise camsı cisim adı verilen jelatinimsi berrak bir madde doldurur. Bu sıvı gözünün şeklinin korunmasında etkilidir.

3. Ağ Tabaka (Retina)
Gözün en geniş tabakasıdır. Işığa duyarlı reseptör (fotoreseptör) hücreler bu tabakada bulunur. Bu hücreler çomak ve koni şeklindedir. Çomak hücreleri az ışıkta cisimlerin şeklini ve siyah-beyaz olduğunu algılamamızı sağlar. Retina üzerinde geniş bir alana yayılan çomak hücrelerinin sayısı 125 milyon kadardır. Koni hücreleri ise normal ışıkta renkli görmemizi sağlar. Görüntünün düştüğü yer olan sarı benekte yoğunlaşan koni hücrelerinin sayısı 6,5 milyon kadardır. Görüntünün net algılanması sarı benekte sağlanır.
Reseptörler arasında bulunan görme sinirleri birleşerek sarı beneğin yakınında bir dmeet halinde beynin görme merkezine ulaşır. Göz sinirlerinin gözden çıktığı yerde reseptör bulunmaz. Bu gölgeye kör nokta denir. Eğer görüntü buraya düşerse görüntü algılanmaz.

Görme Olayı
Görme olayı bir cisimden gelen ışınların retina üzerinde bulunan reseptörler tarafından algılanmasıyla sağlanır. Göze gelen ışınlar korneada bir miktar kırıldıktan sonra göz bebeğini geçerek merceğe gelir. Asıl kırılma mercekte gerçekleştirilir. Kırınlan bu ışınlar camsı cismi geçtikten sonra sarı benek üzerine görüntünün ters olarak düşmesini sağlar. Sarı benekteki koni ve çomak hücreleri uyarıldığında sinir hücrelerinde impulslar oluşur. İmpulslar göre sinirleriyle beynin görme merkezine iletilerek değerlendirilir. Sonra net, düz ve renkli görme sağlanır.
Renkli görme koni hücreleriyle sağlanır. İnsan gözünde yeşil, kırmızı ve mavi renkleri algılayan üç farklı koni hücresi vardır. Bu renklerin dışında kalan ara renklerin algılanması ise bu üç tip hücrenin ikisi veya üçü arasındaki ilişkiyle oluşturulur.
Koni hücrelerinden birinin veya ikisinin genetik bozukluk olarak bulunmaması sonucu renk körlüğü (Daltonizm) meydana gelir. Renk körlüğü genel olarak kırmızı ile yeşilin birbirinden ayırt edilememesi olarak bilinen kalıtsal bir özelliktir. Ancak birbirine yakın renklerin birbirinden ayırt edilememesi şeklinde renk körlükleri de vardır. Örneğin, bordo ile mavi veya mavi ile siyah renklerin birbirinden ayırt edilememesi gibi.

E. KULAK
Kulak, işitme ve denge organımızdır. İşitme ile ilgili reseptörler (mekanoreseptör) iç kulaktaki korti organında bulunur. Vücut dengesine yardımcı olan bazı yapılar da yine iç kulakta bulunur.
Kulak yapı olarak; dış kulak, orta kulak ve iç kulak şeklinde üç kısımdan oluşur.

1. Dış Kulak
Kıkırdaktan yapılmmış kulak kepçesi ile dış kulak yolundan oluşur. Kulak kepçesi ses dalgalarını toplama özelliğine sahiptir. Toplanan sesler kulak yoluyla kulak zarına aktarılır. Dış kulakla orta kulak arasında bulunan kulak zarı dış kulaktan gelen seslerle titreşir. Kulak yolunda, dışarıdan gelen tozları tutan bir salgı üretilir. Tozlarla karışan bu salgı kulak kirini oluşturur.

2. Orta Kulak
Kulak zarı ile oval pencere arasında bulunan küçük bir bölgedir. Kulak zarı ile dış kulağa, oval pencere ile iç kulağa, östaki borusuyla da yutağa bağlanır. Östaki borusunun orta kulağa açılan bölümünde bir kapak bulunur. Östaki borusu ve kapakçık yardımıyla kulak zarının basınç değişmelerinden etkilenmesi önlenir. Kulak zarı ile oval pencere arasında çekiç, örs ve üzengi kemikleri bulunur. Bu kemikler kulak zarındaki titreşimleri yükselterek oval pencereden iç kulağa aktarırlar. Orta kulaktaki kemikler vücudumuzdaki en küçük kemiklerdir.

3. İç Kulak
Birbirleriyle bağlantılı ve içleri sıvı dolu kanallardan meydana gelir. Bu kanallar 2,5 defa dönüş yaparak  salyangoz görüntüsü oluştururlar. Salyangozun yapısında üç farklı kanal vardır. Tepe noktaları birleşen üç kanal birbirinden ince zarlarla ayrılmıştır.

Vestibular Kanal
Oval pencereye açılan içi perilenf sıvısı ile dolu olan üstteki kanalın adıdır.

Timpanik Kanal
Yuvarlak pencereye açılan ve içi perilenf sıvısı ile dolu olan alttaki kanalın adıdır. Vestibular kanala tepe noktasıyla bağlantılıdır.

Kohlear Kanal
İşitme ile ilgili reseptörlerin bulunduğu korti organı bu kanalda yer alır. Kanalın içi endolenf sıvısı ile doludur. Korti organı, kanal boyunca yerleşmiştir. Korti organıında oluşan impulslar duyu sinirleriyle beynin işitme merkezine ulaştırılır.

İşitme Olayı
İnsan kulağı, saniyede 20 ile 20.000 arasında titreşim yapabilen sesleri algılayabilir. Kulak kepçesi ses dalgalarını toplayarak dış kulak yoluna aktarır. Ses dalgaları kulak zarını titreştirir. Titreşimler çekiç, örs ve üzengi kemikleriyle yükseltilerek oval pencereye aktarılır. Oval pencere titreşimleri vestibular kanalın içini dolduran parilenf sıvısına verir. Titreşimler perilenf sıvısında dalgalar halinde ilerleyerek salyangozun tepe noktasından timpanik kanala aktarılır. Timpanik kanalda dalgaların yaptığı basınç, kohlear kanalda bulunan korti organındaki reseptörlerde uyartının oluşmasına neden olur. Daha sonra uyartılar işitme sinirleriyle beynin işitme merkezine iletilir ve değerlendirme sonucu işitme sağlanır.

İki kulağımız arasındaki mesafe sesin yönünü ve kaynağını bulmada etkilidir. Farklı frekanslı seslerin algılanması kanal boyunca uzanan korti organının farklı hücreleri tarafından gerçekleştirilir. Sürekli yüksek frekansta dinlenen sesler kişilerde işitme kaybına neden olur.

Dengenin Sağlanması
Orta kulakla oval pencerenin birleştiği yerde tutumcuk bulunur. Tutumcuğa dengenin sağlanmasında görev yapan yarım daire kanalları bağlanmıştır. Tulumcuk, kesecik denilen bir yapıyla da bağlantılıdır. Bu yapıların içi özel bir sıvı ile doludur. Tulumcuk ve keseciğin içinde CaCO3 (kalsiyum karbonat) dan oluşmuş otolit denilen küçük kristaller bulunur. Otolit kristalleri bu yapıların içi yüzeyinde bulunan reseptörlere temas ederek kişinin konumunu belirler. Reseptörlerin otolitlerle uyarılması sonucu oluşan denge impulsları daha sonra duyu sinirleri ile beyinciğe ulaşır ve değerlendirme yapılır. Kendi eksenimiz etrafında hızlı olarak bir kaç defa döndürdüğümüzde başımız döner. Bu durumun oluşmasına otolit taşlarının tulumcuk içinde dönerek reseptörlerin büyük kısmını uyarması neden olur.
Kaynak: Fem Yayınları

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>